10 Ekim 2007 Çarşamba

Yalnızlık Üzerine

Yalnızlığı seviyorum, tek başıma rahatım ben, ne hesap soranım var ne karışanım, her işimi kendim yapıyorum, rahatım, rahatım, rahatım... Gerçekten öyle mi acaba? Yoksa, kimsenin itiraf etmeye yanaşmadığı iki ucu boklu bir değnek mi bu yalnız yaşamak denen şey.

İstediğiniz zaman eve gelip, istediğiniz zaman yemek yiyip, istediğiniz zaman uyumak... Yatağı, mutfağı dağınık bırakıp çıkabilmek, eve döndüğünüzde kimsenin dırdırını çekmemek... Eve sarhoş geldiğinde istediğin yerde sızıp kalmak, istediğin yere kusmak, istediğin zaman eve birini atabilmek...

Karışanın olmaması, istediğin gibi hareket etmek, istediğin yere oturup istediğin yerde uyuyabilmek... İstediğin kıyafetle, hatta çıplak dolaşabilmek; kirli, yırtık ama rahat dediğin şeyleri üzerinden çıkarmamak. Tüm evi yatak odası, yemek odası ya da çalışma odası şeklinde kullanabilmek.. Diğer yandan; evin tüm işleri ile ilgilenmek, yemek yapmak, bulaşık, çamaşır, temizlik yapmak, hastalığı tek başına atlatmaya çalışmak...

Eve istediğin saatte gelmek... Kapıyı kendin açmak... Üstünü başını çıkartıp, uygun gördüğün ilk yere fırlatmak... Çamaşır yıkamaya mecbur olduğunda evin her köşesini iki kere dolanmak, çoğu zaman bir çorap çiftini, bulamadığın için, ayrı ayrı yıkamak... Yemek yapmamak için dışardan paket siparişi vermek, bulaşıklarını istediğin yere bırakmak... Gecenin bir saati acıktığında, buzdolabını bomboş bulmak...

Yatağın istediğin tarafında, hatta çarpraz olarak yatabilmek... Tükenen benliğin ve öz saygını sağlayabilmek için uzun depresyonlarda uykusuz geceler geçirmek... Kanepede, tv karşısında uyuya kalıp, sabah haberleri sırasında anlamsız rüyalar görerek uyanmak... Sırf ses olsun diye hiç takip etmediğin sohbet dolu tv kanallarından birini açıp, sesini yükseltmek...

Eve istediğin zaman tek gecelik bir ilişki için birini atabilmek... Seviştikten sonra, bir an önce gitmesi için dua etmek... Arkasından bıraktıklarını toplamak.. Kirlettiğini hissettiğin bedenini temizlemek için uzun banyolar yapmak... Sonra dolu, anlamlı bir şey yaşayamadığın için hiç bir şey yaşamamaya karar verip, arayan eskimiş tek gecelik sevgililerinin telefonlarına cevap vermemek ama çoktan arkadaş çevrenizde 'hovarda/orospu' damgası yemiş olmak, hatta bazılarının sevgililerini sizden saklaması...

Arkadaşlarının istediğin saatte gelip, isterlerse gece kalabilmeleri, sabaha kadar istediğin konuda sohbet edebilmek... Diğer zamanlarda bu arkadaşlardan biri arar diye telefonu sürekli elinde taşımak, zırt pırt birilerini arayarak faturanın ciddi miktarda yükselmesini sağlamak... Çalan kapıya jet hızı ile koşmak, yanlışlıkla gelen biri ile bile ipe sapa gelmez sohbetler etmek...
Ev partileri, arkadaş grubu toplantılarıya da yemekleri için mekan düşünmek zorunda kalmamak; hep birlikte güle oynaya yemek, içmek, oyunlar oynamak... Ev toplantılarınızda insanların tanışıp kaynaşabilecekleri ortamı yaratarak, mutluluklarına katkıda bulunmak... Ve bazılarının evinize "et pazarı" tabelasını yakıştırmaları.

Diğer günler konuşacak, dokunacak biri olabilsin diye bir hayvan istemek, ilgilenemeyeceğinizden korktuğunuz için kendine yetebilen bir hayvan olan kediyi tercih etmek... Sonra da, "kedimi sevmekten bıktım, artık bir sevgiliye ihtiyacım var" cümlesinin kafanızda dönüp durması...

Böyle bir şey işte yalnız yaşamak... İki ucu ile birlikte kabul etmeniz, kabullenmeniz gereken bir şey... Hele belirli yaşa geldikten sonra, vakti ile bir seçim/bir tercih olarak başladığınız bu yalnız hayat; mecburiyet haline dönüştüğünde geri dönülmez yola girmiş bile olabilirsiniz. Aman buna dikkat edin.

Yanınızda "sevgilim / yoldaşım" diyeceğiniz biri yoksa da, çevrenizdeki insanları kağıt mendil gibi tüketmeyin... Bir gün o insanların size, sizin de o insanlara ihtiyacınız olacak.
Ama en iyisi mi, o yalnız yaşamı sizinle paylaşabilecek, sizin gibi yalnız birini bulun... Bu yazdıklarımı yaşamış, yaşayan birini... Sizi en iyi o anlayacak ve sizin değerinizi en iyi o bilecektir. Tabii ki, siz de onun değerini bilmelisiniz; aklınızda tutun ki, aslında hiç bir sorun sizi yalnızlığın yıprattığı kadar yıpratmayacaktır.

1 yorum:

Nuri dedi ki...

sanirim yazdiklarini, okuyanlarin bir buyuk bir cogunluugu,yasiyor yada yasadigi halde kamufle ediyor, yada yasadigi halde yaninda sevgilisi olarak duran birilerini tasiyor..

birdaha dusunmeme , bu konuda yanliz olmadiğimı hissettidi yazin..

yanliz prensim benim :)