18 Şubat 2010 Perşembe

Hoşgeldin Furkan!






İsim ve soyisim adaşım, burada ara sıra "memideli" olarak gördüğünüz sevgili dostum üçüncü kez baba oldu.
Karşınızda, Furkan Naim Şahin..

20 Ocak 2010 Çarşamba

Reklam aldım :) - 2

Bunları göndermeyi unutmuşum :)


http://www.abt-orgconsulting.com/


http://www.ciftcilertas.com.tr/


Ek: Acaba yeni bi etiket mi oluştursam :) Ki, oluşturdum.
Ek 2: Son mesajlardaki siyah-beyaz hakimiyetinden kurtulmuş olduk.

14 Ocak 2010 Perşembe

Haber



Daha önce buraya yazmadığım bir haberim var...

Bir süredir üzerinde çalıştığım (hatta aylarca geciktirdiğim) bir kitap projesi vardı. Sonunda "tamam işte bu" diyebildiğim bir noktaya geldi ve ben yazdıklarımı yayıncıma gönderdim.

Şu an süreç nasıl işleyecek, ne zaman elimde tutabileceğim, isteyen nasıl erişecek bilmiyorum. Bekleyip birlikte göreceğiz. Aslında görülecek çok bir şey de yok; küçük ve ince bir kitap olacak. Yine de benim için büyük bir başlangıç sayılabilir.

"Gün boyunca kalabalık içerisinde kendini sosyal sanıp da, gece çöküp evine döndüğünde kendisi ile başbaşa kalan birinin düşüncelerini içeren denemelerden oluşan bir kitap" diye tanımlayabilirim.

Cinsiyetsiz bir kitap, yazılanlar her iki cinsiyete de uygun. Çeşitli konularda yazılmış diyemeyeceğim. Biraz aşk var içerisinde, biraz depresyon ve bol miktarda yalnızlık. Bir de yarı gerçek, yarı hayal bir hikaye...

Umarım iyi olur... Gelişmeleri buraya yazarım.

Ek: Bu yazıya koyduğum resim ne alaka diye düşünebilirsiniz. Bir yerlerden bulduğum, hoşuma gidip kaydettiğim bir resim işte... Çok bir anlam aramayın...

1 Ocak 2010 Cuma

2010 geldi



Evet, sonunda 2010'da geldi.

Son iki yılbaşı gibi geçmesin istiyordum ama son iki yılbaşının karması olarak geçti (önceki yıl tek başımaydım - kedim bile yoktu, geçen yıl ise 22-03 arası uyuyarak geçmişti). Yani bu yıl da yeni yıla uyuyarak girdim (22:30-00:04) ve yine tek başımaydım; bu kez kedim vardı ama benimle ilgilenmedi. Arada mesajlar gelmiş ama mesaj sesini kıstığım için uyanmamışım, arayan da olmamış.

Uyandıktan sonra mesajlarımı çektim, benim almaktan nefret ettiğim standart ve soğuk bir şablonla. Eğlenceli birşeyler yazamadım, kendi keyfim yok. Umutlar, beklentilerle ilgili güzel sözler yazamadım, benim yeni yıldan bir umudum, bir beklentim yok. Kısaca "nicelerine..." yazacaktım, onu da beğenmedim. Sonuçta buz gibi bir mesaj onlarca kişiye aynı anda gitti, ne yapalım bu yıl da böyle olsun.

Keyifsizlik had safhada. Bir süredir böyleydi, bugün de bir değişiklik olmadı zaten. Aslında yılbaşı konspetini çok severim; kırmızı, yeşil, ışıklar, süsler.. Birkaç yıl önce aldığım ve bu yıl salonun köşesine kurmayı planladığım ağacı bile kutusundan çıkartmamış, yılbaşı yemeklerini bırakın yemek bile hazırlamamıştım zaten. Yeni yılın ilk saatlerinde bunları yazıyorum ve belli olduğu üzere ne bir yenilik yaşıyorum, ne bir iyilik hissediyorum. Heyecan yok, tutku yok, mutluluk yok.

Umut yok...


"Keşke"ler, "neden"ler, özlemler... Çok ama çok fazla...

Yeni yılda bunların birazcık olsun düzeleceğine dair bir inanç.....

Hiç yok.


Dileyeyim ki, sizin yılbaşınız da, yeni yılınız da benimkinden iyi geçer.

1 Aralık 2009 Salı

23 Kasım 2009 Pazartesi

Biliyorsun, Değil Mi?

Seni sevdiğimi biliyorsun, değil mi? Bunu sana henüz kelimelere dökerek söylememiş olsam da; bazı şeylerde söze gerek olmadığını, yaşanması ve yaşatılması gerektiğini biliyoruz ikimiz de.

Vücudunun her köşesini, her kasını, her noktasını, her yuvarlak kıvrımı artık ezberledim. Otururken, kalkarken, yürürken, konuşurken nerede hangi kıvrım oluşuyor, nerede hangi kas hareket ediyor biliyorum artık. İfade etmemiş olsan da, senin sandığının aksine cinsel arzudan değil bu; sana bakmak senin her parçanı izlemek hoşuma gittiği için...

Sen göremiyorsun ama güneşin sayısız damlacığa dönüştüğü gözbebeklerin var. Işığın dibe ulaşmayı başardığı derin denizlerde, dipte kıpırdayan altın ışıltılı kayalar gibi. Kimi zaman ışıltılar kora dönüşüyor, alev alev yakıyor kimi zaman bir yaz yağmuru gibi serinletip, okşuyor bedenimi. Hele de keyfin yerindeyse, hele o yakıcı alevleri söndürmüşsen, bir yaz gecesi beklenmedik bir yakamozu seyretmek kadar keyifli bir manzara oluşturuyor gözlerin.

Aynı gözler, fiziksel ya da duygusal hislerinin de aynası. Yorgun musun, hasta mısın, canın mı sıkkın, üzgün müsün, iyi bir haber mi aldın, yemek hoşuna mı gitti; ağzın tersini söylese de gerçeği bana gösteriyorlar. Kısıldılar mı, hemen uzaklaş; kocaman açıldılar mı, dikkat et; kenarları gerilmeye mi başladı, hemen konuyu değiştir. Tamamen kapandılar mı, ya uyuyorsun ya da o içten, derin kahkahalarından birini patlattın. Dedikleri gibi, gözler yalan söylemiyor.

Yüzündeki tek doğrucu gözlerin değil. O saklamaya çalıştığın ifadelerinin altında kıvranan küçük çizgiler yok mu, işte onlar gözlerini göremediğimde bana yardımcı oluyorlar. Küçücük burnunun etrafındaki çizgiler, altın gözlerinin bitişindeki çizgiler, kalkan kaşlarının üzerinde oluşan yaylar ve çenenin duruşu; sen dudak etrafındaki çizgileri ne kadar kontrol etmeye çalışsan da herşeyini ortaya döküyorlar.

Seninleyken bütün zamanımı bunları izleyerek geçirdiğimi biliyorsun değil mi? Aslında cevabın evet olduğunu da biliyorum, seni izlemenin bana ne kadar zevk verdiğini bildiğini de biliyorum. Birlikteyken beni konuşturmak için açtığın onca konunun yanında benim susup, sana çaktırmadığımı sanarak, sürekli seni izlediğimin farkında olduğunu da biliyorum; kimi günler, hiç bir şey söylemeden sadece yanımda oturup seni izlememe izin verdiğini de.

Aynı şarkıyı kaç kere dinleyebilirsin, aynı filmi kaç kere izleyebilirsin, aynı kitabı kaç kere okuyabilirsin diye sordum kendi kendime; her notayı, her kareyi, her kelimeyi ezberlersin sonuçta, tekrar edile edile anlamsızlaşır, değersizleşir. Her şeyi kanıksar, içine sindirirsin, ta ki onlar senin bir parçan haline gelene kadar. Böylece sürekli yanında taşırsın, zaman içerisinde sana ait olurlar, ve sen onlara verdiğin değeri kendine verdiğin değere getirirsin. Benim durumumda bu değer oldukça düşük olduğu için senin eskiyeceğini, özelliğini ve değerini kaybedeceğini düşünüyordum; geçmişte hep böyle olmuştu, sende de farklı olamazdı. Ama farkettim ki, seninleyken hiç bir nota, hiç bir kare, hiç bir kelime anlamını yitirmedi benim için, hiç değerinden kaybetmedi. Ben hiç bıkmadım içinde sen olan herşeyden; bunca zaman bıkmadıktan sonra bıkacağım da yok.

Karşılıklı olarak küçük hareketlerimizle birbirimizi iterken, ne olursa olsun sana çekildiğimi hissettim hep. Ne olursa olsun seni çözmeyi kendime görev edindim. Senin bir parçan olmayı, sana ait bir şey olmayı istedim hep. Kendime orada bir yer aradım, kendini kapattığın çevrede, senin bana çizdiğin küçücük bir alan içinde. Hep o çizgiyi ilerletmeye çalıştım ama sen daha güçlüydün hep, ya da ben sana karşı hep zayıftım. Hep bir fırsat aradım, hep sana güçlü olabileceğim bir yön aradım. Hep bir şans aradım...

Bana vaktiyle verdiğin tek şansı yanlış diyemesem de, senin istediğin şekilde kullanamadığımı da biliyorum. Tazeydik henüz, bugünkü gibi okuyamıyordum seni. Sen de herzaman yaptığın küçük oyunlarından birindeydin. Belki ben seni çok zorladım, belki çok az zorladım bilemiyorum ama yaptığım birşeyler yanlış oldu ki, bana aynı şekilde ikinci bir şans vermedin. Yine de benden uzak tutmadın kendini, hayır sözü kolay kolay çıkmadı senden. Senden bir hayır cevabı alamamam, senin hayır diyememenmi desem yoksa cevabının aslında evet olduğu ve bunun için belki doğru zamanı, belki doğru ortamı, belki başka bir şey beklediğinden mi. Bunu ne kadar uğraşsam da çözemedim ve sonunda anladım ki, yapabileceğim üç şey kaldı: Beklemek, beklemek, beklemek.

Bekliyorum; benim için fiziksel bir yüke dönüşen sana ait duyguları sırtımdan artık indirmen için.

Bekliyorum; sözlere dökülmesine gerek olmasa da senin de beni, benim seni sevdiğim gibi sevdiğini hissetmek için.

Bekliyorum; beni senin, seni benim yapman için.




Not: Yeni bir yazım değil, geçmiş günler anısına buraya alınmıştır. Devamı gelecek...

21 Kasım 2009 Cumartesi

Bir süredir kafamdaydı...

Bir süredir kafamda ama bir türlü buraya aktaramamıştım... Salak bi bahane oldu ama neyse, diyeceğim şu ki:

"En azından beni üzen şeyler artık kendi yaptıklarım, başkalarının yaptıkları değil.."



Not: Bu cümle şu gün hissettiklerimi yansıtması amacı ile buraya alınmamıştır...