Anlamsızca... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Anlamsızca... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Aralık 2011 Pazar

Deve






- Yanındaki koltukta pipo içen devenin giydiği terlik ne renk?
- ???
- Ya görmüyomusun bir deve oturuyo yanında, pipo içiyo, ayağında terlikler var.
- Dalga mı geçiyosun, ne diyosun sen yaa?
- Biraz önce aşk hayatımı sordun ya, onu diyorum.
- Akşam akşam yine saçmalamaya başladın.
- Yanındaki koltukta oturan bir deve yok değil mi?
- Yok tabi, kim varki şu kafede bizden başka.
- Eh, benimki de o hikaye. Olmayan bir şey hakkında sorular soruyorsun, ne cevap vereyim ki?
- !!! Seks yaptığın biri bile yok mu?
- O da ne? Anlamadığım bir dilden konuşuyorsun.
- Cidden yok mu ya?
- Devenin terlik rengi.
- :) Yalancısın.
- Yok. Devenin terlik rengi ne kadar gerçekse, benim aşk ve seks hayatım da o kadar gerçek.
- Yapma şimdi, inanmıyorum.
- Bak bakayım yanındaki koltuğa bir deve oturuyor mu, pipo içiyor mu, ayağında terlik var mı?
- Olmadığını sen de biliyosun, olamazki öyle bir şey.
- Neden olmasın ki?
- Deve olsa, koltukta oturmaz. Otursa da pipo içmez ki.
- Aşkın gerçek olduğuna inanıyosun, gelip seni-beni bulacağına inanıyorsun, ortalık et pazarıyken hala aşk peşinde koşan birilerinin varlığına hala inanıyosun.
- Evet.
- Senin yaşındakiler aşk aramaz, çatır çatır zkişirken sen hala aşk diyosun.
- Evet aşka inanıyorum.
- Ama deveye inanmıyosun.
- Yok.
- Hiç hayvan besledin mi?
- Yok, ilgilenemedim. Bakımı zor.
- Peki hiç çiçek yetiştirdin mi?
- Annem bakardı. Benimkiler hep soldu gitti.
- Ve aşk arıyorsun?
- !!! Ne alaka şimdi ya?
- "Sevgi emek ister" duydun mu hiç?
- Hee. Selvi Boylum Al Yazmalım.
- Ama hayvan besliyemiyorsun, çiçek bakamıyorsun.
- ??? Bulmaca gibisin.
- Bir ev hayvanına ya da saksıdaki bir bitkiye bile yeterli ilgi göstermezken, bir ilişkiyi bir aşkı yürütebileceğine emin misin?
- Abarttın yani. Aynı şeyler mi bunlar?
- Abarttım ama güzel örnek oldu.
- Alakasız.
- Sevginin her türlüsü emek istemez mi? Temeli bu değil mi?
- Evet ama insanla hayvan bir mi, bitki bir mi yani.
- Sevgi değil mi hayvanı da bitkiyi de büyüten.
- Bir açıdan öyle.
- Birini sevmek, sevilmek diyorsun. Farkı ne ki o zaman?
- Ama o insan.
- İnsanın farkı, seni tolere edebilmesinde mi?
- ???
- Yani ona yeterince ilgi göstermediğinde alttan alması, susması, şikayet etmemesinde mi?
- Nasıl yani?
- Hayvana ilgi göstermezsen bağırır çağırır, bitkiye ilgi göstermezsen solar gider. Peki insan ne yapar bu durumda?
- Bırakır gider başkasına.
- Evet. Peki sen hayvan ve bitkilerde bu kadar başarısızlığa uğramışken bir insana ilgi gösterebileceğine inanıyor musun?
- Ama o bir insan, konuyu çarpıtıyosun sen.
- Bakınız 3 cümle önce söylediğim şey, tolere edebilmesi.
- Aman sende. Saçmalıyosun. Uzman kesildin başıma. Sen önce kendine bak.
- Baktım.
- Aşk yok, seks yok diyosun sonra gelip bana ilişki dersi veriyorsun.
- Ne haddime. Sadece senin düşüncelerini sana sorgulatmaya çalışıyorum.
- Neden, ne gerek var ki?
- Umutsuzca aradığın, bulamadığından şikayetçi olduğun şeyi aslında isteyip istemediğinden emin değilim.
- Siktir git, iyice saçmaladın sen.
- Gerçekten, sen ne arıyorsun? Aradığın şeyi biliyor musun? Bulduğunda buna hazır olduğuna emin misin? Bulduğunda götürebilecek misin?
- Sen kendine bak.
- Ben bir şey aramıyorum ki. Bulmaya hayır demem tabi.
- Arasan bulabiliyosun sanki.
- Aramadığıma göre bu söylediğin geçersiz kalıyor.
- Neden aramıyorsun ki, herkes arar, her zaman.
- Aramıyorum, çünkü şu ara bir ilişkiye ayırabilecek zamanım yok. Kimseyi de "yanlış zaman" diye kırmak istemem.
- İsteyen zaman bulur.
- Hayat koşturmacaları arasına sıkıştırılmış bir kaç dakika ile yaşanabilecek şeye aşk/ilişki denmez.
- Ne denir?
- Olsa olsa kaçamak dersin.
- Yok canım.
- Sen ne dersin peki?
- Aşk işte.
- Aşk nedir sence, nasıl yaşanır.
- Tutkuyla seversin, herşeyin o olur, yanar bitersin.
- Evet, başka?
- Bilmiyor musun sanki bana soruyosun.
- Hep onunla olmak istersin, her anı onunla yaşamak istersin, hayatın tadı ancak onunla gelir.
- E biliyosun işte, daha ne soruyosun?
- Biliyorum, o yüzden taa en baştan söyledim sana.
- Ne söyledin?
- Deve.
- Ne devesi yaa?
- Aşk şu ara benim için yanımdaki koltukta pipo içen deve gibi.
- ??
- O devenin terlikleri kadar gerçek.
- Saçmalıyosun iyice.
- Neden ki? Kendimi tanıyorum, durumumu biliyorum. Başkasını kandırmıyorum, hele kendimi hiç.
- Ben kendimi mi kandırıyorum?
- Ben saçmalıyorum, sen alıngansın. İyi bişey bu.
- Öfff...
- Bence sen de bir düşün tekrar. Gerçekten ne istiyorsun, gerçekten ne verebilirsin. Ona göre yaşa hayatını.
- Senin gibi mi?
- Ben öyle yaptığımı iddia ediyorum.
- O zaman sorunun cevabını sen biliyosundur.
- Soru?
- Devenin terlik rengi nedir?
- Pembe üstüne turuncu puantiyeli.




13 Nisan 2011

2 Haziran 2011 Perşembe

Gece Masalı

Derler ki; buralarda dolaşan 3 kadın varmış, kadın dediğime bakmayın böyle sanki çarşafa bürünmüş peçeli kadın kılığında şeylermiş. Aslında bu evlerin arasında, bu tepelerde dolaşırlarmış da göremezmiş hiç kimse.

Derler ki; eğer onları görebiliyosan, onlar istediği içindir. Eğer seni istiyorlarsa, seninle işleri varsa anca onları görebilirmişsin. İşleri dediğim de, pek hayırlı şeyler değil. Onları görenler ya buralardan kaçıp gitti, ya toprağa göçtüler, ya da ortalardan kayboldular ki şu dağın taşlarına dönüştükleri bile söylenir.

Ben olsam o dağda, o taşlıkta, oradaki mağaralarda pek dolaşmazdım. Gece mavi ışıklar görünür oralarda, yerden ateş fışkırdığını görenler de olmuş. Aysız gecelerde o taşların eski tanrılara dönüştüğü, ateş havuzlarının başında bekçilik yaptığı; dağın açılıp içerisindeki gizli odaları 3 kadına ve hizmetkarlarına açtığı anlatılır eski masallarda.

Derler ki, toprağın ateşi akarmış bu dağın altında. Dağın içindeki bu köy kadar büyük mağaralarda odaların altından geçer, şu göl kadar büyük bir ateş havuzunda birikirmiş. Ateşin başında eski tanrılar ellerinden mavi ışıklar saça saça beklermiş. Ateşi mi beklerler, ateşe gelenleri mi beklerler bilinmez ama onlar bile 3 kadına bir şey yapamazmış.

Ateş dokunmazmış kadınlara, zaten ayakları üzerinde yürümez, eteklerini arkalarında savura savura havada süzülürlermiş. Etekleri, kimine göre toprakla birleşirmiş, kimine göreyse havayla. Artlarında eski tanrılara benzer koca yaratıkları hizmetçi edip, dağın içlerine gizli bir kapıdan girerlermiş. Kim bilir ne sebeple.

Çok giden oldu o dağa, o kayalar arasında kaybolup da geri dönmeyen. Geri dönenlerin anlattıklarıysa, yaşlıların korkutmak için çocuklara anlattığı hikayeler oldu. Bu kadınlar senin peşine düşermiş, her adımında arkanda dururlarmış, her yaptığını izlerlermiş. İstediklerinde tam arkanda görünür olup, seni zorla arkana baktırırlarmış. Tek gördüğün kirli, koyu bir giysinin ve peçenin ardına saklı yüzlerindeki gözleriymiş. Boş, kuyular kadar derin, gece kadar karanlık gözleri.


Not: Geçen gece gördüğüm, beni uykumdan eden kabusu yazmak istemiştim. Ama baktım, korku filmlerindeki "buralarda ebeniz böyle zikilir" anlamındaki giriş bölümleri gibi olmuş... Devamını getirebilir miyim, bilmiyorum; çünkü çığlıkla uyanmıştım ve rüyayı kopuk kopuk hatırlıyorum. Belki devamını yazmalı hatta çizmeliyim...

3 Ocak 2011 Pazartesi

Limonlu Naneli Şekerli bir Hayat

Neden yazmışım, niye böyle yazmışım bilmiyorum ya.. Sevgili Mine'm bunu geri göndermiş bana, bu tadda bişeyler yazmamı istiyormuş... Yazın 50 derece sıcakta onları yazmışım, şimdi kışın 0 derecesinde ne yazarım bilemedim ya, buraya almak istedim....
Not: Limonlu, naneli ve şekerli olan şey aslında çay...


From: memdali
To: mine
Subject: RE: limonlu naneli şekerli bir hayat
Date: Tue, 3 Aug 2010 12:27:05 +0300
Ha ha...

Mesaj alındı. Acaba yaşıyor mu kontrolü yapıldı, dışarıya bir şey hissettirilmemeye çalışılsa da “ulen ben mektup bekliyorum” hissi yaratıldı, sonra sohbete fırsat yaratmadan uzaklaşılıp asıl istenin mektup olduğu ortaya konuldu. Pek küsel...

Ama pek sıcak; yakında beynim kulaklarımdan akacak ya da tüm vücüdumu kova içinde buzdolabına koyup donmamı bekleyecekler... Altyapı problemleri de had safhada; dün elektrikle uğraşıyorduk bugün su yok.. Gaz zaten yoktu, nerden tuttum da geldim ben bu semtin bu köşesine bilmem ya, aklımı şey edeyim...

Millet tatilde, ben evde sıcakta pinekliyorum.. Gidemediğim için milleti kıskanmıyorum da, bütün müşterilerim de tatil modundalar... Çalışıp para kazanmam lazım, peşlerinde koşturmaktan helak oldum tık yok.. Bilmemne beyler ve hanımlar para yok diye işi 3 kuruşa yaptırmaya çalışırken 2şer 3er hafta tatillere gidiyorlar, deliriyorum...

Sıcaktan mıdır bilmem aklımdan garip garip komik düşünceler geçiyor. En ufacık detayı görüp ya da kısacık bir cümleyi alıp onunla ilgili saçma sapan eğlenceli ve komik şeyler türetiyorum.. Hep ciddi oluşuma bakılırsa bana yakışmayan bi davranış bu. Etrafımdaki 2-3 kişiyi güldürebiliyor olmama bakılırsa aslında hep böyle mi olmam lazım acaba diyorum...

Tahammülsüzlük ağır bi konu şu an için. Kafamı salladıkça beynimden guluk guluk sesler geliyor.. Nasıl seslermiş, “guluk”.. Katlanamama, sabır, anlayış, empati, cahillik, dışlama diye başlayıp giden bir dizi kelime/kavram sonrası aslında bir normalleşme isteği ve alışkanlıkların bozulmasına direnç var... “Ben mutlu mesut standart yaşamımı sürüyorum, hep böyle gitsin” diyenlere özgü bir davranış belki de.. Kim tepki göstermez ki buna, sonuçta çaba göstermen gerekir, kendini zorlaman gerekir yeni koşullara uyabilmek için.. Kimsenin de işine gelmez ki bu..  Asıl nokta ise bu değişime/yeniliğe/alışkanlık bozumuna nasıl tepki verildiği.. İnsanın özü orada ortaya çıkıyor, içinde ne olduğu gösterdiği tepki ile belirleniyor. En basitinden kaba dersin, öküz dersin, uyumsuz dersin, faşist dersin, ya da ne istersen...

Ağır konu oldu bu hava için, oysa ben iç dekorasyon, bahçe, yemek tarifleri, moda, pop müzik konuşmak istiyorum... İçi boş, dışarıdan süslü laflarla serçe parmağım havada ingiliz fincanlarından seylan çayı içmek istiyorum. Bir elimde yelpazem, diğeri ile yüzümün yarısını kapatan gözlüklerimi başımın üzerine iitip “ay hayatım bak ebrunun kocası var ya...” diye başlayan sohbetler etmek istiyorum.. Bu sıcak başkasını kaldırmıyor...

Afrikadan getirttiğim zenci kölem bugün ortalarda yok, bana palmiye dallarıyla yelpaze yapardı. Fransız aşcım şoförle kaçmış yoksa şimdi soğuk aperatifler atıştırıyo olurdum. Nitrojenle özel soğutulmuş banyomda papatya kokuları içerisinde applemartini yudumlar aşkımemnunun tekrar bölümlerini tavana monte ettirdiğim 500inç televizyonumdan seyrederdim..

Tenime değen kumaşın bu kadar sıcak olabileceğini aklıma getirmeyen beynim böyle şeylere çalışıyor sadece. Ufak bir esinti çıktığında, soğuk içecek dolu bardağı elime aldığımda ya da klimalı bir mekana girdiğimde saniyelik olarak farkına varıyorum dünyanın...

“Diğer tarafa bu kadar hazırlık yaptığımız yeter, zaten bizi çıra olarak kullanmaya niyetlisin” haykırışları atmak istiyorum, ama o da izne çıkmış... Sıcağa bile tahammülsüzüz be yaw, hele ben şu günlerde özellikle.

İçim bir dışım bir... Elim de dilim de aynı... Bu kez de böyle olsun, sonuçta ben, bugünlerde, buyum.


Sevgiler,
M.

22 Mart 2010 Pazartesi

"beauty is in the eye of the beholder"

mehmet ali:
beauty is in the eye of the beholder
bu laf sana bir şey ifade etti mi
kedi:
etti tabiki
mehmet ali:
ingilizce durumunu bilmediğim için bööle bi salaklık yaptım işte
pek sevdiğim bi laftır
çevirince anlamından çok şey kaybediyor

kedi:
çok bilmiyoruz az biliyorum ama anladım.
mehmet ali:
"güzellik ona bakanın gözlerindedir" diye çevirilir
ama demek istenen şey
şunlar:
- var olan bir şeydeki güzel yönü görebilmek
- aslında güzel sayılamyan bir şeyi güzel diye adlandırmak ve güzel bulmak
- kendi içindeki güzelliği baktığı şeye yansıtabilmek

kedi:
özetle
güzellik güzel yönü kesfetmek.
hisetmek
ve benimsemek
.....
diye gider.

mehmet ali:
bunları yapabilecek kadar içinde güzellik olması
kedi:
bende nerdee
youtube açılıyormu

mehmet ali:
evet
kedi:
http://www.youtube.com/watch?v=3BXKquiOnfs
zamanın varsa izle
bakalım beğenecekmisin.
mehmet ali:
kedi333 sen misin?
kedi:
ewet
mehmet ali:
resimler nereden?
kedi:
mersin
mehmet ali:
sen mi çektin?
kedi:
ewet
mehmet ali:
hayvansın
kedi:
miyawwwwww evet aksinimi iddiaa ediyom
mehmet ali:
bir de "bende nerdeee" diyorsun
kedi:
http://www.youtube.com/watch?v=O2BAOrVTHZA
şunuda izlermisin
mehmet ali:
öküz gözü varmış sende yaa
kedi:
ama müziğinide lütfen
mehmet ali:
dur bi dakka bunları bloguma alayım ondan sonra
kedi:
piki

4 Mart 2010 Perşembe

Balkonumdan Manzaralar


Yaklaşık 5 aydır yaşadığım evin balkonundan (üstteki fotoğrafdaki penceresi açık ve ışık yanan yerden) gördüklerimi paylaşayım dedim.




Gün doğumu (sıkça gördüğüm bir manzara)

Gün batımı (kötü bir panorama)
Sis (sonunda kış geldi... mi?)

Yılın ilk karı (gecikmiş bir manzara)


Bembeyaz (yılın ikinci ve son karı?)

Gökkuşağı (günün sürprizi, bahar müjdecisi)

9 Ağustos 2009 Pazar

Plants vs Zombies

http://www.popcap.com/games/pvz/ adresindeki "Plants vs Zombies" oyununu oynuyordum, pek eğlenceli bir strateji / hız oyunu; tavsiye ederim... Michael Jackson espirisi süper...

Ben aşağıdaki yerleri gördüm, darısı başınıza....





20 Nisan 2009 Pazartesi

baharkış

Önceki hafta, baharı karşılayalım diye kendimizi dağlara bayırlara attık...
Çiğdemler açmıştı, "gerçekten bahar gelmiş" dedik.



1 saat kadar sonra, kış bize "henüz gitmedim" dedi... Ve bunu, arabayı 2 saat uğraşıp çıkaramayacağımız bir şekilde çamura saplayarak gösterdi... Çoook eğlendik, çook.



Olsun, ertesi hafta intikamımı bira içip uçurtma izleyerek aldım...

Obama Ankara'da


Bu işkenceyi en iyi Ankara'lılar bilir... Milletvekili geçer, trafik kapatılır; Cumhurbaşkanı geçer, trafik kapatılır; komutanlar geçer, trafik kapatılır; yabancı bir devlet adamı geçer, trafik kapatılır...
Geçenlerde Obama Ankara'daydı; trafikte 1,5 saat debelendikten sonra işyerine varabildim... Diğer yoldakiler benim kadar bile şanslı değillerdi.

13 Şubat 2009 Cuma

Doğduğum Yer


Burası benim doğduğum yer.. Fotoğraf, çok rastlantısal bir şekilde karşıma çıktı.

11 Şubat 2009 Çarşamba

Kayıt altında...

Hani her gün sürekli fişlenip duruyoruz ya, hani sürekli bir yerlere kaydımız alınıyor, yok yüz okutma, yok kart basma, yok kimlik numarası, yok el yazısı örneği....

Otoriteleri uğraştırmayıp işlerini kolaylaştırmaya karar verdim... Aşağıda benim barkodum, tüm ilgililere duyurulur...




Ek: Google amcaya "barcode generator" nedir diye sorarsanız, bol miktarda buluyorsunuz.

3 Şubat 2009 Salı

Nasıl yaptım bilmiyorum


Bunu nasıl becerdim bilmiyorum. Bu görüntü Fotoğraflar klasörümün altından çıktı...

Nasıl yapıldığını bilen var mı?

Ek: Ayyyy eveeeettt, kıçım kalkık. iPhone kullanıyorum.

29 Aralık 2008 Pazartesi

Terzi söküğü

www.memdali.com adresini 2008 başında almıştım, ama bir web alanım bile yoktu...

3 gündür bir web alanı sahibiyim, bakalım terzimiz söküğünü ne zaman dikebilecek....

Ne koyacağımı bile bilmiyorum ya, cümlemize hayırlı olsun....

2 Aralık 2008 Salı

Kulaklarım dolusu

Şu aralar tekrar tekrar dinlediğim şarkılar... Belki ruh halim, hissettiklerim ve yaşadıklarım hakkında ipucu verir..

1) Another Way to Die - Alicia Keys & Jack White
(Sean Connery gözümde en iyi Bond idi ama Bond filmlerini sevmezdim.. Artık seviyorum, yeni Bond, yeni tarz çok iyi oldu)

2) Uçurum - Murat Boz
(Bu çocukta iş vaaaarrrrrr... Kesinlikle var, sadece biraz desteğe ihtiyacı var. Kendini bitiren Tarkan'ın yerine tek adayım)

3) Closer - Ne-yo
(Lay lay lom, kuşlar böcekler otlar çiçekler...)

4) Deceiver - Disturbed
(Tabii ki... You've mastered the art of deceiving me)

5) Night - Disturbed
(Hala gece.. Hala yalnız.. Ama artık korkmuyorum, yaşasın GETL hareketi!!!)



EK: Neden yazdım ki bunları?... Gereksiz bir post işte, sadece yaşıyorum demenin bir başka yolu...

14 Ekim 2008 Salı

İstiyom

Bana hediye almak isteyenlere açık duyuru:

a) Bundan istiyorum, bulabilirseniz...




b) Kostak beyefendi hazretlerinin içine ettiği lap top çantamın yerine yenisi de olabilir..
c) Bana şöyle sıkıca bi sarılabilirsiniz, bu daha makbule geçebilir... :)

6 Ekim 2008 Pazartesi

Çok kıskandım "18200"



İngiliz'in biri (adını kıskançlığımdan anmıyorum) 18200 parçalık puzzle'ı bitirmiş... Kıskandım, hatta ortadan ikiye ayrıldım diyebilirim....

Haber için buraya tıklayın.

3 ayda, 350 saat çalışarak yapmış... Ben daha kısa sürede yapardım, eminim....

Hıh...

30 Ağustos 2008 Cumartesi

Eskilerden: Depresyonun en dibi

Gecenin içine kaçıp gider gibi ortadan kaybolmak istiyorum. Herkesin gittiğimi bilmesini, herkesin artık beni yok saymasını istiyorum. Gitmek istiyorum ama bir anda değil, yavaş yavaş; gittiğimi göstere göstere, ben gidiyorum çığlıkları ata ata. Herkesin duymasını, herkesin bilmesini, herkesin beni unutmasını istiyorum; her şeye rağmen.

Bunca yılda yaptıklarımı akıllardan silemem ama hiç kimsenin onları benim yaptığımı hatırlamasını istemiyorum. Bunca yılda yaşadıklarım bilinsin ama yaşayanın ben olduğumun unutulmasını istiyorum. Her şeyin, herkesin bensiz güvenli ve sağlam şekilde devam etmesini, aksamamasını, devam etmesini istiyorum; her şeye rağmen.

Sevdiklerimin mutluluğunun sürekli olmasını, gittiğim için üzülmemelerini istiyorum. Birlikte yaptıklarımızı, birlikte yaşadıklarımı hatırlasınlar ve bensizken bunları hatırlasınlar ama tekrarlayamayacaklarımız için üzülmesinler istiyorum; her şeye rağmen.

Başkalarında yaşadığım hayatın artık sona ermesini, hayatımı kendi kendime yaşayabilmeyi; yaşadıklarımın benim olmasını istiyorum.

Ek: Yeni bir yazı değil... 2 Kasım 2006'da yazmışım... O zamandan bu zamana ne kadar az şey değişmiş...

4 Ağustos 2008 Pazartesi

1000

Ben bunu yazarken, film arşivimin 1000 numaralı dvd'si yazılıyor. Arşive kaydettiğim film adedi ise 4970 oldu....

Manyağım ben, biliyorum....

4 Mayıs 2008 Pazar

Foto-analiz (foto-fal)

Hemen herkesin olduğu gibi (?), internette ratladığım resimleri topladığım bir klasörüm var. Epey kalabalıklaştığını farkedip, sınıflayayım dedim... Klasörler oluşturup isimler verdim, kimi klasörlere çok, kimilerine az sayıda resimler koydum... Derken bu sınıflama işlemi kendi psikolojik çözümlememe dönüştü, kaydettiğim resimlerin beni anlattığını (yani ben bile) anladım.

İçlerindeki resim sayısına göre aşağıda listeledim; bakalım siz bu foto-fal'dan birşeyler çıkarabilecek misiniz:

1- Ayılar : Oyuncak ayılar, kutup ayıları ağırlıkta.
2- Kediler : Pisiler, pisicikler, renk renk - poz poz kediler.
3- Solitude : 'Yalnızlık resimleri', orada burada tek başına duran insanlar.
4- Duvarlar : Genelde tuğla ya da taş, üzeri boyalı ya da dökülmüş duvarlar.
5- Yılbaşı : Ağaçlar, süsler, ışıklar
6- Çiçekler : Papatya, gelincik ve lale ağırlıklı.
7- Bebekler : Adı üstünde bebekler işte.. Oyuncak bebekler değil tabii ki..

8 Mart 2008 Cumartesi

Webmaster duası

memdali:
eee... naapıyosun?
dorux:
geçen müftülüğün sitesini yapıcam demiştim ya
ona neler yapabilirim ona bakııyorum
memdali:
abdes al da öyle yap bari, cenabet cenabet müftü işi yapma
dorux:
hadi ordan
memdali:
iki yasin, bi fatiha okuyarak başla.. besmele çekmeyi unutma
memdali:

niyet ettim allah rızası için bu siteyi yapmaya. allahım css idlerim birbirine girmesin, javascriptlerim exception vermesin, actionscript variablelarım undefined dönmesin, serverim 500 hatası ile patlamasın, bütün imajlar klasörlerinde olsun kırık çıkmasın, linklerim mahkeme kararı ile engellenmesin, html taglerini kapatmayı unutmayayım, browser farklılığı sorun çıkartmasın yarabbim, sen şu kuluna çalışan kodlar, kolay edit edilen template'lar nasib eyle yaaaaraabbbiiiiimmmmm
dorux:
aminnnnnnnnnnnnnnnnn
memdali:
bak bu webmaster duası, günde 3 kere okursan guru oluyosun

dorux:
:)
memdali:
tam blogluk oldu bu ha

dorux:

10 Ocak 2008 Perşembe

Fibo-Fibo-Nacci

Sabahtan beri saplantısal bi şekilde Fibonacci araştırıyorum.

Aslında bilmediğim/bilinmeyen bir şey değil: 1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144, 233, 377, 610... şeklinde bir sayı dizisi, her sayı kendinden önceki iki sayının toplamına eşit. Sonsuza kadar uzatabilirsiniz (ben denemedim).

Ne bunlar yani, nesi varmış, Lost'un yeni sayıları bunlar mıymış gibi lay-lay-lom geyikler bir yana, iki ardışık Fibonacci sayısının oranı 1.618'e denk geliyor (sayılar büyüdükçe daha kesin bi sonuca doğru gidiyor). "Aha bir numara daha, hayatın anlamınının 42'den sonra 1.618'e geldiğini iddia eden biri" diye sesler duyuyorum sanki.

Bu sayı, Altın Oran'a denk geliyor. Ne olduğunu bilmeyen, bi sonraki girişi okusun.

A Beautiful Mind ya da Number 23 sendorumuna yakalanmak üzereyim. Her yerde Fibonacci var, her yerde onları görüyorum....

İmdaaaat!!!!


Ek:
Google grafik aramada Fibonacci yazın, Flickr.com'da da. Ben piramitleri aklıma getirmemiştim.

Ek 2:
Link doldurmuşum yaa...