8 Mart 2008 Cumartesi

Webmaster duası

memdali:
eee... naapıyosun?
dorux:
geçen müftülüğün sitesini yapıcam demiştim ya
ona neler yapabilirim ona bakııyorum
memdali:
abdes al da öyle yap bari, cenabet cenabet müftü işi yapma
dorux:
hadi ordan
memdali:
iki yasin, bi fatiha okuyarak başla.. besmele çekmeyi unutma
memdali:

niyet ettim allah rızası için bu siteyi yapmaya. allahım css idlerim birbirine girmesin, javascriptlerim exception vermesin, actionscript variablelarım undefined dönmesin, serverim 500 hatası ile patlamasın, bütün imajlar klasörlerinde olsun kırık çıkmasın, linklerim mahkeme kararı ile engellenmesin, html taglerini kapatmayı unutmayayım, browser farklılığı sorun çıkartmasın yarabbim, sen şu kuluna çalışan kodlar, kolay edit edilen template'lar nasib eyle yaaaaraabbbiiiiimmmmm
dorux:
aminnnnnnnnnnnnnnnnn
memdali:
bak bu webmaster duası, günde 3 kere okursan guru oluyosun

dorux:
:)
memdali:
tam blogluk oldu bu ha

dorux:

1 Mart 2008 Cumartesi

4 - Kaçış



Kostak beyimiz, dün akşam bir boş anımı yakalayıp evden kaçıverdi, ya da kaçıvermiş.

Kaçtığını anlamam 17-18 saat sürdü. Her zaman olduğu gibi evin, benim varlığından haberdar bile olmadığım, bir köşesine girip saklandığını düşünmüştüm. Minicik bir şey olmasa bile, bir kedinin isteyince ne kadar küçük deliklere sığabildiğine inanamazsınız. Öğleye doğru uyanıp gece yanıma gelmediğini, yemeğine ve kumuna dokunulmadığını farkettiğimde işin rengi değişti.

Kapıcıya sorduğumda, bina içinde bulunan bir kedinin yabancı olduğu düşüncesi ile dışarı atıldığını öğrendim. Tabii ki, benim bunun öğrenmemden 15-16 saat kadar önce... Bina çevresinde, her ne kadar sonuçsuz kalacağını bilsem bile, aramadığım köşe delik kalmadı... Bulamadım.

Bütün günüm iğrenç bir şekilde geçti. Oyuncaklarını bir köşeye toplarken, süt kabını temizleyip kaldırırken, oraya buraya saçılmış tüylerine gözüm takıldıkça başım çatlayana kadar ağladım (evet, erkekler de ağlar; evet bu yaştaki koskoca adamlar bile ağlar).

Ve ne oldu?

Kaybolduktan tam 24 saat sonra beyimiz, kovulduğu kapıya gelmiş... Kapıcının haber vermesi ile koşa koşa indim, beni görünce keskin bi "miauu" ile kucağıma çıkıverdi. Eve girdik; sırası ile kilimine, mama kabına, sevgili faresine ve sandalyesine koşturdu. Sonra da bana geldi.

Şu saniye kucağımda uyuyor. Rüyalar görüyor, hiç olmadığı kadar çok kasılıp elini ayağını sallıyor, sanırım hoş olmayan bir gece geçirdi... Biraz kirlenmiş (neyse ki, kendini temizleyebiliyor), bol miktarda korkmuş (yanımdan ayrılmıyor) ve sanırım hoş olmayan bazı muamelelere maruz kalmış (bir patisindeki tüylerin bir kısmı yanmış/yakılmış).

Umarım bir daha olmaz, bu ikimize de ders olmuştur. Yani, bana oldu ya, onu bilmem...


Ek:
Üst üste aynı konu üzerine 4 yazı yazıyor olmam, sizce kabul edilemez olabilir. Ne yapayım, hayatımda yeni/farklı olan bir tek o var (sayılır, diğer kişiyi daha sonra anlatacağım).

25 Şubat 2008 Pazartesi

Love Story



Özlemimden koşarak eve gidiyorum; kapıyı anahtarımla kendim açtığım halde, binaya girmeden zile basıyorum... Kapıya gelsin, beni karşılasın istiyorum ama koltukta, o malum ifadesi ile anlamsız bir 'kim gelmiş' ile karşılaşıyorum. Bana özel bir hareket değil, herhangi birinin herhangi bir sese, harekete yaptığı gibi...

'Ben geldim' dediğimde, adını seslendiğimde zar zor duyulan kısık bir ses duyuyorum sadece... Sanki zorlanarak, istemsizce gelip bana dokunuyor ve tekrar yerine, koltuğa dönüyor....

Daha çantamı, anahtarımı bırakırken "oynayalım mı" dediğinden anlıyorum sıkıldığını... Gün boyu evde tek başına oturmaktan bunaldığı, geldiğim ilk dakikada yaptığı bu tekliften belli... Koltukta yayılması da, beni görünce rahatladığını gösteriyor. Çağrısını yinelediği halde cevap alamayınca susuyor.

Mutfağa yöneldiğimde yanıma geliyor, sütünü soruyor. Ve alıyor. O sırada ondan kaptığım koltuğa uzanıp kendime gelmeye çalışırken, bir kez daha sabırsızca yinelediği oyun çağrısına yanıt alamaması küsmesi ile sonuçlanıyor, benden en uzak köşede duvara yüzünü dönüp bana bakmıyor bile.

Rastgele açtığım TV kanallarında dikkatini çeken şeylere bile zar zor şöyle bir göz atıyor. Yanıma çağırıyorum, kollarımı açıp adını sesleniyorum. İlk kez görüyormuş gibi ukala bir bakış ile karşılık veriyor. "Gel canım, gel bir tanem, gel güzelim, gel". Ancak gönlü oluyor, yanıma uzanıyor... Küçük kaçamak bir öpücük, yüzüme dokunan küçük parmakları, yanağıma sürtünen yanağı, göğsüme yasladığı sırtı, sesli sesli aldığı nefesleri...

Ben kendime gelemeden kalkıyor, gün boyu oyalandığı şeylere dönüyor, beni unutuyor sanki... Ara sıra attığı kaçamak bakışlar, birkaç kelime ile günü özetliyor...

Kalkıp yemek hazırlığına başlıyorum, onun ilgisini çeken bir şey değil ama yanıma gelip bakınıyor sonra yine kendi uğraşına dönüyor. Ta ki, yemekler tabağa konulup kokuları yayılmaya başlayana kadar... O zaman, yanımda bitiyor... "Bu ne", "ne yiyeceğiz", "bu niye böyle kokuyor", "buna ne koydun", "ben sever miyim"... Uzattığım bir parçayı ağzına atana kadar devam ediyor, o an cevaplanıyor bütün sorular; sevilmeyen-beğenilmeyen şey geri çıkartılıyor.Zar zor bitirilen yemekten sonra bu kez o televizyon karşısına geçiyor, ben ise işimin başına.

Saatin 00:30 olduğunu bana seslenmesinden anlıyorum; "hadi artık gel, benimle ilgilen".. Salona geçiyorum, yanımda yürüyor... Koltuğa yayıldığımda ise, bütün o kaprislerinin bitmiş, bütün kırgınlığınının geçmiş olduğunu anlıyorum ama o yine de bekliyor... "Gel" diyorum, koşarak üzerime atlıyor...

Başını göğsüme koyup üzerime uzandığı anda anlıyorum ki, bütün o kaprisi bana olan özleminden, sevgimi istemesinden... Öpücüğü artık küçük değil, parmakları yüzümde arsızca geziniyor, yüzünü okşamam için ellerime uzanıyor, okşamalar devam ederken nefes sesleri giderek yükseliyor...



Onun bıkacağı, beni bırakacağı yok orası belli; ben ise uykuya yenik düşmeden kalkıp yatağa giderken kısa bir "miauu" sesi çıkarıyor.. Anlıyorum şikayetçi, bana doyamamış; "özür dilerim Kostak oğlum, baba sabah işe gidecek" diyorum... Doğal olarak anlamıyor, ne de olsa insan dilini pek bilmeyen küçük bir kedi o...


Ek:
Yazıda bahsi geçenin kedim olduğunu bilmeseniz, üstteki resmi görmeseniz, son paragrafı okumasanız....

16 Şubat 2008 Cumartesi

Evimin Erkeği :)

Eveeeeetttt...

Adı Kostak, 1 Eylül 2007 doğumlu, erkek... Tekir (ve belki Ankara kırması). Süt dişlerinden yeni kurtuldu, cüssesine aldanmayın hala bir bebek.

Karizmatik, havalı, sadece canı isteyince kafasına eseni yapan/yaptıran, ısırmayan, tırmalamayan bir kedi... İnsan dilini henüz öğrenemedi, sadece adını ve "gel" kelimesini biliyor. "Yapma", "in aşağı" kelimelerini öğrenmeme konusunda belirli bir inadı var.

Buzdolabının üstü, çekyat kanepeni içi, çam ağacının en gizli köşesi ve masanın altındaki sandalyenin üzeri favori mekanları... Çok yiyor, çok s.çıyor (sadece kumuna)... Gece 00:30 ile 02:00 arasında TV izlemeyi, süt içmeyi ve parkeler üzerinde kayarak faresi ile oynamayı seviyor... Parmak aralarını yalamaya, yanaklarının okşanmasına ve sırtüstü uyumaya bayılıyor.

Tuvalete girmek istediğini, süt istediğini, oyun zamanının geldiğini ve küstüğünü çok iyi anlatıyor. İzin almadan yatağa çıkmıyor ama çaktırmadan yasak bölgelerde (mutfak tezgahı gibi) dolaşmayı seviyor.







Hayatımı alt üst etti, alışkanlıklarımı değiştiriyor. Şikayetçi miyim, hayır :)

8 Şubat 2008 Cuma

Kostak

Yaklaşık 4 saattir, evimde bir kedi var... Adı "Kostak" imiş, böylece ben isim düşünme derdinden kurtuldum...

Beyaz renkli, çeşitli boyutlarda gri lekeleri var... 1 saat öncesine kadar sürekli ağlıyordu ama sustu. Baktım uyumamış, ağır bir şeyin altında da kalmamış.

Sanırım 4-5 aylık... Sanırım erkek... Sanırım yumuşak tüyleri ve yeşil gözleri var... Kendilerine henüz 2 metreden daha çok yaklaşamadığım için, bilemiyorum.

Kanepenin arkasından çıkmadığı için, size neye benzediğini gösteremiyorum.

"Kedim" diyemiyorum, eğer beni severse o bana "insancığım" diyecek... Bakalım, göreceğiz...

17 Ocak 2008 Perşembe

Boşluksuz Crysis.

Giderek daha gerçekçi bir hal almaları ile, öldürmeyi çok kolay bir şey gibi gösterdikleri için, savaş/askeriye konulu FPS (first person shooter) oyunlara karşı olduğumu hemen herkes bilir.

Crysis, bu konuda beni kırmayı başaran tek oyun oldu.

Oyun konusunda birşeyler yazmayacağım, her yerde ilgili bilgileri bulabilirsiniz. Anlamsızca detaylı ormanları, detaylı hareketleri, bilgisayarınıza mutlaka biraz daha para yatırmanızı gerektiren teknolojisi ile iyi bir oyun. Türkçe seslendirmesi de cabası.

Eğlenceli bir video buldum, oyunu oldukça güzel anlatmışlar.







Ek: Tamam a.q. Adamların küfretmeleri de hoşuma gidiyor.

10 Ocak 2008 Perşembe

Fibo-Fibo-Nacci

Sabahtan beri saplantısal bi şekilde Fibonacci araştırıyorum.

Aslında bilmediğim/bilinmeyen bir şey değil: 1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144, 233, 377, 610... şeklinde bir sayı dizisi, her sayı kendinden önceki iki sayının toplamına eşit. Sonsuza kadar uzatabilirsiniz (ben denemedim).

Ne bunlar yani, nesi varmış, Lost'un yeni sayıları bunlar mıymış gibi lay-lay-lom geyikler bir yana, iki ardışık Fibonacci sayısının oranı 1.618'e denk geliyor (sayılar büyüdükçe daha kesin bi sonuca doğru gidiyor). "Aha bir numara daha, hayatın anlamınının 42'den sonra 1.618'e geldiğini iddia eden biri" diye sesler duyuyorum sanki.

Bu sayı, Altın Oran'a denk geliyor. Ne olduğunu bilmeyen, bi sonraki girişi okusun.

A Beautiful Mind ya da Number 23 sendorumuna yakalanmak üzereyim. Her yerde Fibonacci var, her yerde onları görüyorum....

İmdaaaat!!!!


Ek:
Google grafik aramada Fibonacci yazın, Flickr.com'da da. Ben piramitleri aklıma getirmemiştim.

Ek 2:
Link doldurmuşum yaa...